Ged, yıllar önce bir sonbaharda Ogion’un ona söylediği sözü hatırlar “Duyabilmek için susmak gerekir. (Ged) sonra sessizleşip, saatler boyunca, durmadan önünde uzanan denizi seyrederek, derin derin düşünüyordu” (Yerdeniz Büyücüsü, 174). Her şeyin bütün, birbirine bağlı olduğu bir çağda sessizliğin tek anlamı, bütünü görebilmek olmaktaydı. Oysa günümüzde insanın ve evrenin parçalanan benliği asla bir araya gelmeyecek bir kaosu oluşturmakta. Bir unutuş çağında, sesler ve görüntülerin bu kadar hakim olduğu bir çağda susmanın ne anlamı olabilir? Susmak, önce karşındakinin acısını duymakla mümkün olmakta elbette. Bir ve bütün olanın. Bütünlük tamamen ortadan yittiğinde geriye yalnızca gerçeğin oradan oraya savrulan parçaları kalmakta. Herkesin birbirine bağırdığı bir çağda susmanın ne anlamı olabilir?
“Söz sessizlikte,
ışık karanlıkta,
yaşam ölürken,
bomboş gökyüzünde
uçarken parlar atmaca (Ea’nın
Yaratılışı” Yerdeniz Büyücüsü)
Ged, zamanın birinde bir ve bütün
olanın arayışına girdiğinde bütünün yok olduğunu, ancak parçaların rastgele
savrulduğunu gördü. Karanlık labirentlere daldı, karanlığın içinde bir başka
insanın karanlığıyla yolunu bulabildi ancak. Tenar, labirentin içinde kaybolup
giden ışığı tekrar yakması için güç verdi ona. Ged’in bütün tılsımı yok oldu,
bütün sihir terk edip gitti onu. Geriye yalnızca karanlıklar kaldı. Ne zaman ki
o karanlık labirentinin bekçisi Tenar, onun elini kavradı “…adı Ged olan adam, elini, kızın tılsımı tutan elinin üzerine koydu.
Kız şaşırarak başını kaldırıp bakınca, adamın zafer ve yaşamla al al olmuş,
gülümsediğini gördü. Adamdan korktu ve ümitsizliğe kapıldı. “Her ikimizi de
özgür kıldın,” dedi adam. “Hiç kimse tek başına özgürlüğü kazanamaz. Gel, henüz
zamanımız varken vakit harcamayalım! Tekrar avucunu aç biraz daha.” (Atuan
Mezarları, 120). Ne zaman ki Tenar’ın
eli uzandı Ged’e, ne zaman ki Ged’in eli uzandı Tenar’a büyü anlam kazandı,
karanlık dağıldı, parçalanan birleşti.
"Kötü zamanlardan dert yanıyorlar ama kötü zamanların ne zaman
başladığını bilmiyorlar; işlerin kötüleştiğini söylüyorlar ama iyileştirmeye
çalışmıyorlar; bir zanaatçı ile sihirbaz arasındaki, zanaat ile büyü sanatı
arasındaki farkı bile bilmiyorlar. Sanki kafalarında kesin olan hiçbir yol ,
hiçbir ayrım, hiçbir renk yok. Onlara her şey aynı geliyor; her şey
gri....Onlarda eksik olan ne?" (En Uzak Sahil, 95).
Susmak hareketsizlik değildi fakat.
Susmak dinlemek için bir gereklilik. Ancak, zamanın ruhunu duyabilmek için
hareket etmek gerekir. Sancılı bir doğum: keşfetmek. Kendini keşfe çıktığın an
bu sancıyı duymaya başladığın anı kapsamaktadır. Bu sancı giderek yayılır, tükürüp
atasın gelir. Susmak nasıl ki kendini dinlemenin ve bulmanın en önemli aracıysa
aynı zamanda onun evrenini yok oluşa da götüren bir güçtü.
Büyüler susmuş, değeri kaybolmuş,
insanlar birbirinden korkup türlü şekillere girmişlerdi. Bir zorbalık çağı başlamıştı
Ged’in diyarında. Bütün, tekrar parçanmış ve neredeyse un ufak olmak üzereydi.
Yine o karanlık, bu sefer sadece kendisinin değil bütün insanların
karanlığından beslenir. Nasıl ki bir insan aniden canavara dönüşebilecektir,
kendisinin de buna dönüşeceğinden korkar. Yolunu yitirir Ged, bütün renklerin
üzerine kül bulutları yağar. Amaçsızca dolaşır en uzak sahile doğru. Nereye
gittiğini, neden gittiğini artık hatırlayamamaktadır. Yolunu yitirdiğinde ona
bu yolu hatırlatacaklara ihtiyaç duyar ve ancak onların sayesinde yeniden yola
koyulur.
Değişim devam etmektedir. Ve bu
her şeyi yok edecek bir güç olduğu gibi yeniden yaratacak güçtür aynı zamanda. Ve
Ged şöyle devam eder sözlerine: “Ve yaşam
çok korkunç bir şeydir dedi Ged ve yaşamdan hem korkmalı hem de yaşam övülmelidir.”
Ged’in şu sorusu bize miras
kalmıştır: “Siz dünyanın dengesini bozdunuz yeniden kurabilir misiniz?”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder