 |
| Zincire vurulmuş Prometheus ve her gün ciğerini yiyen karga (resim 2mi3 sitesinden alınmıştır) |
Ölümün kaç çeşidi
vardır bu topraklarda? Kaç çeşitte karşımıza çıkar? Yok oluş tektir. Öyle değil
midir? Ölümün bile hayırlısını aramak bu
topraklardan çıkan bir deyimdir. Nasıl doğuyor? Ölüm nerede başlıyor?
Nasıl, bir
toplumun varlığını yaşama düzenleri belirliyorsa aynı şekilde ölüm de o
toplumun bilgisini barındırır içinde. İnsanlar neye üzülüyor? Canımızı ne
acıtıyor? Acılar ne zaman başlıyor? Ne zaman bitiyor? Nasıl aktarılıyor? Nasıl,
kendinden önceki atalarının bilgisini taşırsa insanlar ve bu bilgilerle
şekillenirse hafızaları, yaşamları aynı zamanda acıların bilgisi ve ölümün
bilgisini de aktarıyor.
Nasıl birbirini
sevmenin bin bir çeşidini aktardıysak, ölümün de bin bir çeşidi siniyor
gölgelerimize. Kinlerin bin bir çeşidi, vahşetlerin, ölümün bin türlü hali. Nasıl
ki çığlıklar ağıtlara dönüşür, ağıtlar müziklere, çığlıklar tek bir dile, acı
tek dile... Nasıl, bütün evrende mutluluğun tek dili varsa acının da tek dili
var.
Ağıtlar farklı
dillerde yakılır ama aynı acıdan beslenirler ve ancak o acıyı yaşayanların
anlayabilecekleri bir dil haline dönüştükleri ölçüde sıradanlaşır, her gün daha
fazla insan ölür. Nasıl anlatılır ki canı yanmayana, etinden et koparılmayana,
acının dili nasıl anlatılır? Ne kadarı anlatılabilir? Acıların dili ortaktır,
birbirinden ayrıldığı ölçüde, senin acın benim acım dendiği ölçüde acılar
artmaya devam eder.
Yarayı iyileştirebilecek
tek bir formül yok fakat, başkalarına açtığın yaraların fazlalığıyla değil
yaraları azaltmakla, acıyı paylaşmakla bir başlangıç yapılabilir. Anlayamadığın
bir şeyden ya korkarsın ya da onu yok etmeye çalışırsın ya da görmezden gelmeye.
Siz hangi taraftasınız?
Acıyı paylaşamadığımız
sürece, zincire vurulmuş Prometheus gibi aynı acıyı yaşayıp durmaya mahkumuz. Birbirimizin yarasını açmaya.
*Asia: Prometheus'un Annesi