Fotoğraflar: Mert Çakır
Yazı: Soner Çakı






Küçük bir kıvılcımla başlar her
şey. Küçücük bir kıvılcım, küçücük bir duman. Hayat bu kıvılcımlarla kurulur bu
kıvılcımlarla yok olur, bu kıvılcımlarla anlam kazanır ya da anlamsızlaşır. Her
hareketin, her davranışın bir öncesi vardır aslında. Kimileri önce görür her
şeyi, bu da hareketin ya da olayın oluşum sürecinden kazanılan tecrübedir.
Tecrübe edile edile öğrenilir bazen, tecrübe edile edile öğrenilmez bazen.
Karşı kıyıda küçük bir duman parçasından ibarettir ateş. Sanki karşı kıyıda
kalmaya mahkum ve asla bizim yaşamlarımıza kadar girme cesareti gösteremeyecektir,
gösterse bile kafası ezilip yok edilebilir. Yok edilebilir edilmesine ama
geride bıraktığı kül ve dumandır yalnızca hepsi o kadar. İlk kıvılcımları kim
tutuşturmuştur? Kim izin vermiştir buna? Göğe yükseldikçe kara dumanlar
bütün sorular anlamsızlaşır ve silikleşir, grileşerek kararır. Mavi griye
karşıdır artık, siyah yeşile ve elbette bütün renklere. Artık bütün soruların
anlamsızlaştığı an gelip çatmıştır, kaçınılmaz olan da budur. Geriye dönmek ne
mümkün, bütün renkleri görmek tekrar masmavi bir günde.
Oysa önemlidir o ilk soru: İlk kıvılcımı kim yakmıştır? Her şey ortadadır
aslında. Bütün iş, o kara dumanların arkasını görebilmektedir. Yoksa ahlar
vahlar arasında kara dumanlara bakıp kalmaktan başka bir şey gelmez elimizden.
Öyle ya biz ne yapabiliriz ki? Böylece yeşil griye çalar önce, sonra kara
dumanlar yükselir gökyüzüne, sonrası ise gridir hep. Ve bir bakarız karşı kıyı
nasıl griye dönüşüvermişse bir gün, bir gün de makineler çalışır karşı kıyıda,
hatta denizin ortasında bile görebiliriz bu makineleri. Bir bakarsın denizin
ortasında bir dozer. Deniz boğulmuş. Bir bakarsın karşı kıyıdan betonlar
yükselmeye başlar, önce bir, sonra iki, derken sayı saymaya gerek yoktur artık.
Her taraf bembeyaz beton. Hep karşı kıyıdan baktığında o beton yığınlarını
görmeye mahkumsundur artık. Doğan değişmiş, bünyen bozulmuştur, özensizce
yerleştirilmiş yapmacık birkaç ağaç görebilirsin binaların ardından, şanslıysan
elbet ve sen hep karşı kıyıdan seyretmeye mahkumsundur acı olan da budur.
Önce ormanın yanar, sonra denizin dolar, sonra betonlar sarar her yanı
diyalektik bir süreç sanki. Ve sonra herkesten sözbirliği etmişçesine aynı
cümleler “biz yapmadık (yakmadık demek istiyor)”, “kesinlikle biz yapmadık”,
“hayır hayır kesinlikle biz yakmadık”, sonra savunma şekilleri değişir “Cezası
neyse çekeriz”, “parası neyse veririz” (MNG şirketinin denizi toprakla
doldurması üzerine yaptığı açıklama. Bodrum’da Pina Yarımadasında Güvercinlik
Köyü çevresinde MNG'nin iki şirketine ormanlıkta otel izni verildi. Bir yıl
sonra yangın çıktı. MNG aynı bölgede koyu toprakla doldurdu) yetkililer
de bu yeni açıklamalara çabucak uyum sağlayıverirler hemen “orman, orman kalsın
demek çok doğru değil” (orman eski bakanı Osman Pepe).
Sense karşı kıyıdaki beton yığınlarının önünde fotoğraf çektirmeye mahkum
olursun hep... Sahi ilk kıvılcımı kim tutuşturmuştu?
Temmuz 2007

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder