RÜYANIN ÖTE YAKASI*


"Dünyayı çocukların güven içinde büyüyebilecekleri bir yer haline getirmek için, pilotları bombardıman uçaklarının başına oturtup, çoluk çocuk katletmeye gönderen politikacıların yönettiği bir ülkede büyümüştü ne de olsa. Ama eski dünyaydı bu. Şimdiki cesur yeni dünyada değil" (Le Guin, Rüyanın Öte Yakası; 105).

Uzun bir gecenin ardından uyandı. 
Hiç uyanmayacakmışçasına yorgun bir gece geçirmişti. Bir sürü anlamsız sözcük, yazın sıcağında ölü bir hayvanın üzerinde uçuşup duran sinekler gibi kafasında uçuşup durmaktaydı. “Sizi gidi leş yiğicileri defolun”  diye söylendi kendi kendine ama ne hacet, bir kere çürümüş etin kokusunu almışlardı.


Sabaha kadar bir hikayeden bir hikayeye atlamış, ejderhalarla dövüşmüş onlarla aynı yerden su içmiş, fırtınalarla uçmuş, karagoncalozlarla sevişmişti. Hepsine bir anlam yüklenebilirdi elbet, tek tek oturup gördükleri nesnelerin, insanların, yerlerin, olayların onun zihnindeki kuyularına bakabilirdi. Oysa o kadar yorulmuştu ki, bırak düşünmek, elinden gelse beynini bir kenara koyup biraz dinlenmek için öylece karın yağışını izlemeyi bile isteyebilirdi. Öylece cansız ve düşüncesiz bir nesne gibi. Bir süre boş boş baktı penceren dışarı.

Kar da iyice bastırmıştı. Ne tuhaf, kafasının içi öylesine karanlıktı ki bütün yeryüzünün siyaha boyandığını düşünmeye başlamıştı fakat pencerenin dışı bembeyaz ve tek renkti. Her zaman bu tezatlığı hissetmişti. Bu, şu anın karamsarlğına özgü bir durum değildi. Daha önce öyle olmamıştı belki daha sonra da o karamsar günlere özgü olmayacaktı.

İnsan bu derece kendiyle uğraştığı için başkaları da o derece uğraş vericiymiş gibi geliyordu ona. Bu bir paradoks. Ne garip. Bir an ne kadar huzurlu ve mutlusun fakat bir andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi değil. Uzun zamandır, hayatında yarılmalar oluşturan anlara kafayı takmıştı. O an, geridönüşsüz olan an, herşeyi silip süpürüp önceyi yok eden, sonranın  bütün hücrelerine işleyen bir an. Tam o anda zamanı durdurup, göremediği o ilk belirtilere bakmak isterdi. Anı değiştirmek değildi niyeti fakat o belirtileri görebilmeyi isterdi, tam o anda zamanı durdurup.  

Açtıkça içeri içeri kaçan, kendinin sandığın kapılar; dokundukça dışarı dışarı birbirinden uzaklaşan kadınlar ve erkekler, birbirinden kaçışan mıknatıslar; baktıkça perde perde çekilen ışıltılı odalar. Öyle geliyordu ki ona, herşey bir anda olup bitecek, herşey bir anda yok oluverecek. 

*Ursula K. Leguin'in aynı adlı kitabı üzerine yazılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder