Tavan Arası Tıkırtıları


Kuytularda saklandığınızı biliyorum. Aç bir böcek gibi bütün odaların sessizliğinden yararlanıp, el ayak tıkırtıları susunca birden ortaya çıktığınızı da. Hatta kimi zaman ben uyurken bana yaklaşmış bile olabilir, bir güzel dalganızı geçip, üstümde tepinmiş, burnumu sıkıp soluksuz uyanmama bile sebep olmuş olabilirsiniz. Uzun zamandır görebiliyorum sizi . Ama itiraf etmem gerekir ki hiçbir zaman enine boyuna inceleyemedim sizi, sizin beni incelediğiniz kadar, gözleyemedim sizi beni gözlediğiniz kadar.

Ya tavan arasında yaşıyorsunuz ya da mutlak yer altında. Ne zaman ümidi kessem sizden birden ortaya çıkar gibi oluyorsunuz. Korkuyorum sizden. Korkuyorum ki etrafımı sardınız, pek kaçacak yerlerim kalmadı artık. Kiminiz fareye, kiminiz pısırık dişlek bir tavşana; kiminiz bir böceğe benziyorsunuz, hızlı ayaklarınızla birden ortadan kaybolabiliyorsunuz. Etrafımı sardınız biliyorum.

Nasıl da biliyorsunuz korktuğum şeyleri. Çok akıllısınız çok. Yoksa kimin aklına gelir böyle iğrenç kılıklarda bir görünüp bir kaybolmak. Ah birinizi yakalayabilsem keşke, şöyle köşeye sıkıştırabilsem, belki rahat bırakırsınız beni. Şöyle kafanızı bir güzel ezsem, yeşil suyunuzu çıkartsam, sonsuza dek sizi yok etsem. Rahat bırakır mısınız beni?

Ya da iyi geçinsek sizle. Başka yöntem yok mudur? Elbet vardır. Şöyle anlaşma yolları arasak. Ben sizin sevdiğiniz yemekleri yapsam bıraksam ve siz, ben görmeden yeseniz. 
- İğrenmek mi? 
- Yok canım neden iğreneyim. 
- Ee isterseniz tabi beraber de yiyebiliriz yemeği. 
- Yok canım o sebeple söylemedim ki, hiç utanır mıyım sizden. Hani siz rahat edersiniz diye öyle dedim. 


Tamam neyse, şimdi şahane bir sofra hazırlayıp kurulduk masaya, yemeklerimizi yedik, kahvelerimizi höpürdettik, falların içinde fallandık, hallerin içinde hallendik. Olmaz mı yapamaz mıyız? Bu kadar zor mu?

Ben sizin dilinizi anlamam, siz de benimkini ama yine de anlaşamaz mıyız? Konuşmasak da? Yer altında ya da tavan arasında bizi ilgilendiren şeyler yok mudur?

Bizi parçalıyorlar burada. Her gün paramparça olup parçalarımızı başka yerlerden toplamak zorunda kalıyoruz. Topladıklarımız ise parçalanmış uzuvlarımızın yamuk görüntüleri, korkunçlar, tavan arasında ya da yer altında saklanıyorlar. Bir yabancı, bir fare, bir böcek. Bir ve bütün olmak ne zor şey.  Hayal kurmak. Ama öyle kötü hayaller değil, hani güzel olanlarından, sorgusuz sualsiz, ön yargısız olanlarından.

Her gün parçalanıyoruz, rüzgarda savrulan birçok parçamız yok olup gidiyor. Hepsini takip edemiyoruz. Takip edip izini bulduklarımızı yeniden kendimize tutturmakla geçiyor ömrümüz. Kendimizi her gün yeniden kurmak zorunda hissediyoruz, uyuklamak yok, gözü açık olmak gerekir ama bir insan uykusuz, rüyasız hayata ne kadar dayanabilir. 


Uyurken tatlı tatlı rüyalar görebilecek güvenli bir yerimiz yok. Bir zamanlar varsa bile öyle bir yer,  yeniden arayıp bulmak, yeniden inşa etmemiz gerekecek. Şu anda paramparça halde, yeniden bir araya getirmek gerek. Ondandır tavan arasından gelen tıkırtılardan korkmamız. Bütün parçalarımızın tavan arasına kaçacağından koktuğumuz içindir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder